Edebiyat lügati
Internet Archive🇺🇸 SAD1355-01-01T00:00:00ZOlgun, Tahir, 1877-19515,000 karaktera · 1 strana
Strana 1 ↗
5000 kar."-^f^^^J^ TÂHİR OLGUN EDEBİYAT LÜGATİ tSTANBÜl. \SAR-IlLM!^ K Kİ TM'HANKSİ NKŞRİYATI m. Okuyuculara : Şu kitabı, vaktiyle yazdığım (Edebiyat Istılahları) isimü büyücek bir eserden küçülttüm. (Edebiyat lügati) ünvânı ile neşrediyorum. İçindeki yazıların edebiyat ile uğraşanlara oldukça faydası dokunacağını umarım. Yazmayı unuttuğum, yahut bahsine lüzum görmediğim ve yahut iyice anlatamadığım bâzı kelimeler olabilir. İlim ve kalem sahiplerinden biri, eserimin noksanlarlnı tamamlamak ve yanlışlarını doğrultmak lutfunda bulunursa yurdumuza değerli bir hizmet etmiş olur. Tâhir Olgun j^ ^'\> % ■■\ , 0CT14196:! ■1 '. i', ^5. ÂycUnltk Banm Evi î. V Manzum, mensur bir sözün kulağa güzel ve pürüzsüz gelmesi, âdeta kafıf tertip bir mûsikî te'siri yapmasıdır. Nazmın ahengi : Sözün vezin ölçülerine iyi uydurulmuij olmasmdan ileri gelir. Nesrin âhenği ise : Sözde (lonâlür), (tekrar) ve (te tabii -iiizAfât) bulunmamasıyla varlık gösterir. [Bu kelimelere bak] Bu kusurların bulunmamasına (sıhhat) derler. [Sihhate bak] O hâlde nesrin âhenği : «Sözde sıhhat ve selâset bulunmasıdır» demek, daha kısa bir söz söylemek olur. [Selâsete bak] Ahenğ, (umûmi) ve (taklidi) olarak ikiye ayrılır. Umûmî âhenğ : Sözün sıhhatidir. Taklidi ahenj:; : kelimelerin mânâsından ziyâde çıkardıkları sesle fikri, hissi, hayâli anlatmaktır. şıp şıp diye indi merdivenden Mıerâmdaki (.-fip ^ip) ların terliklerden çıkao sesi anlatışları gibi. Bu gibi taklidi âhenkler, pek belli olduklarından san'at eseri sayılamazlar. «P'ı^ fif? kayıkçı!»^ oynayan çocuklar bile bunu yapabilir. i EDEBİYAT LÜGATİ A Asıl taklidi âhenğ : Kapalıca ve sau'atkârâne olur. Başka bir mânâsı olan kelimenin söylenişinden ayrıca bir taklid âhenği çıkarılır. Ey nâle; yeter çarpmışın tâk'isipihre Ben, öyle sağır mâkes-işivenden usandım Beytinde (kemer) mânâsına olan (tâk) kelimesinin duyurduğu ses gibi. Bu sesle iki cismin çarpış masından çıkan takırdı taklid edilmiştir. Nef'înin : Evci havada sîyt-ıçakâçâk-itığdan Avaz-ırâd-üsaika rehgümkünân olur Beyti, taklidi âhenğ bahsinde hatıra gelir. Âqi1c l'^skiden ordularda, kışlalarda, köy oda^ larında, mahalle kahvelerinde saz çalan ve gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini terennüm eden halk şâiri. Ahmet Vefik paşa bunu «tanbura şâirlerine denir. Meşhur aşık Öcaer» diye tarif ediyor ve mieâl veriyor. Evet, âşık Ömer, hece ile olsun, aruzla olsun manzumelerinin çoğunda adını (âşık) Vasfi ile kmllanır. Zevrakın engine salma sen sakın âşık Ömer Bahr-igamda çok muhalif rüzgâr eksik değil ve : 0er ki âşık Ömer: kılmadayım zâr Vücudum tutuşup yanmada herbâr Yâr için âşıkı aldatıp her yâr Bülbüle hâr imiş bilmezdim evvel Parçalarında olduğu gibi i gj Tam bir mânâ anlatan mısra, demektir, ikinci bir raısrâa bağh olmadıkları için öyle sözler serbest demek olan böyle bir sıfat alırlar. Ey Türk çocuğu; ilerle, yüksel ! Mısraı gibi. ki)f:iİİvat looati Açık hece [Hece kelimesine bak] A X Halk edebiyatı tâbirlerindendir, ölü rıkaıı evlerde, yeis, matem to|)lantılarmda okuuup oğluntlaD acıklı türkü. Ağıtlar, eski (o/aıı) larıu (sayo), dîvau şâirlerinin (mersiy<') dedikleridir. Agıt yapanlara (agıtcı), yapmaya da (ayıl yakmak) diyorlar. Ayıtlar : 6 lı, 5 li olmak üzre (dörlU'iııe) şeklinde yapılıyor. \\ mısraı aynı kafiyeli, 4 ve 5 inci mısraları ayrı kafiyeli ağıtlar da var. Bunların son iki mısraı (nakarat) <2;ibi tekrarlanıyor. Konyalı KmiuenİD, Bay Sa'deddin Nü/hetin (Halk şâirleri) kitabında münderiç ağıtından bir parça: Soyun Ismailim; sen kendin soyun Bir yensiz, yakasız gömlekler giyin Huriler etsinler ahrette düğün Ağlayıp ta yerim od etmen benim Gelir diye yolum gözetmen benim Ahrph ^ ^^^^^î ) nin ( mef'ûlü ) ile başlaya* nev'i. AUi,^»^ ( Rubâî ) nin ( mef'ûlün ) ile başlayan Ahrem ,. ' -^ nev 1. AWİQ J^'^^tî san atlerdendir. Bir cümlenin. \ âhut bir mısraın altını üstüne getirmekle başka bir cümle veya mısra' yapmaktır. Namık Kemalin: «Düşmanın hücumuna mukavemet, muka6 EDEBh^AT LÜGATİ A vemetine karşı hücumda...» fıkrasıyla Pertev paşaDiD : Her düzün bir yokuşu, her yokuşun bir düzü var Mısraında olduğu gibi. Aksi (tam) ve (nakıs) olmak üzere ikiye ayırırlar. Alt, üst ameliyesi temamiyle yapılmışsa o akse (tîîm), arasına kelime karıştırılmış, yahut bâzı kelime çikanlmışsa (nakıs) derler. Namık Kemalin fıkrasındaki aksin ikinci parçasına bir (karşı"! kelimesi sıkıştırılmıştır. Onun için o akis, nakıstır. Ziya patlanın : Gelse dergâhına ikram görürler küramâ Küremâ dergehine gelse görürler ikram Beyti de az çok değiştirilmiş olduğu için nakıs akse bir misâl olabilir. Genç şâirler, akis san'atini fazlaca kullanıyorlar. ödemişU Bay Muammer Lütfîain : Eskiden vardım ben, şimdi hiçim ben Şimdi bir hiçim ben, eskiden vardım Beyti gibi. AiAi^a Sebep, münasebet, dolayı demektir. Bir kelimenin (hakikat) mânâsından (mecaz) mânâsına nakledilmesinin sebebidir. Alâkası (teşbih) olan mecazlar, (istiare) dir. Teşbihten başka alâkası bulunanlar da (mecâz-1mürsel) dir. Meselâ bir Türk neferine (arslanım) denilmesinde (alâka) teşbihtir, yâni düşmana arslan